Kullanıcı Paneli
Melih Şendil Röportajı
Yayınlanma Tarihi: Ekim 22, 2006
Yazdır    Arkadaşına Gönder

 Öncelikle Melih Şendil röportaj teklifimizi kabul ettiğinde gerçekten çok sevinmiştik.. Bir an önce röportajda soracağımız soruları hazırlamaya ve bilgi toplamaya koyulduk.. Soruları hazırlarken diğer röportajlarından farklı sorular sormaya çalıştık. Ama tabi ki yeri geldiğinde de kaçınılmaz bazı soruları atlayamadık.. Röportaja giderken ilk defa görüşeceğimiz Melih Şendil’in bize ne kadar vakit ayıracağını tabi ki bilemiyorduk. Ama gittiğimizde bizi sıcacık karşılayan, sorularımıza içtenlikle yanıt veren hatta röportajın nerdeyse sohbet havasında geçmesini sağlayan bir Melih Şendil’le karşılaştık.. İlk röportajımızın tecrübesizliğiyle de kayıt sırasında bazı sorunlar yaşadık.. Ama Melih Şendil sayesinde ilk ve şu ana kadar tek olan röportajım unutamayacağım şekilde mükemmel geçti.. Röportajımız bittikten beraber stüdyoları gezdik.. Öztürk Pekin’le de tanışma şansı yakaladık..

Spikerlerin yaşadığı ilginç zorluklardan, Türk futbolundan ve birçok ilginç konudan bize samimiyetle bahseden ve mükemmel bir gün geçirmemizi sağlayan Melih Şendil’e bir kez daha teşekkür ediyoruz..

Umarım bu güzel röportajdan bizim kadar sizde zevk alırsınız..

Her spikere mutlaka sorulması gereken ilk soruyla başlayalım.. Spor spikerliğine nasıl adım attınız?

Biz Ankara’da İletişim Fakültesi’nde okurken hocamız “Okul Radyosu’nu tekrar gündeme sokacağız, bir stüdyo var ama temizlememiz lazım dedi. Örümcek ağları olan, yıllardır kullanılmayan bir yerdi.. Biz orayı temizledik ve yayın yapmaya başladık. Daha üniversite 3. sınıftayken TRT spikerlik sınavı açtı ve bende katıldım. . 17.000 kişi katıldı. 27 kursiyer; 2,5 ay boyunca çok sıkı bir kurs gördük. 5 kişi kazandı, onlardan biri de bendim. Orda bana Süleyman Demirel’le ilgili bir haber okuttular ve Zafer hocam “bu çocuk yapamaz” dedi. Bende ona “hocam siz annenizin karnında mı spiker oldunuz?” dedim ve başladık..TRT’de ki Tansu Polatkan’ın çok yardımını görmüşümdür bu konuda.. O bize her zaman doğaçlama konusunda öğütler verirdi. Bu da maç anlatımında önemli gerçekten..

Bize zaten öyle bir eğitim verildi ki sadece futbol değil birçok spor dalında anlatım yapabiliyoruz bu sayede.. Basketbol vs..

İlk anlattığınız karşılaşma Konyaspor – Altay karşılaşmasıymış.. Neler hissetmiştiniz o gün? (Bu sorumuzda Melih Şendil’in ilk tepkisi nerden biliyorsunuz oldu.. Tecrübesiz olsak da röportaja hazırlanmıştık..)

Öncelikle o maça çok farklı duygularla çıktım.. O zamanlar Konyaspor’da oynayan şimdi ki Ümit Milli takım antrenörü Tolunay Kafkas yıllardır görüştüğümüz aile dostumuzdur. Maçtan önce Tolunay’ın dayısının vefat haberini aldık, Fakat Tolunay’ın henüz haberi yoktu. Annemde bana “Tolunay’a bu haberi sen ver” dedi. Karşılaşmadan önce ben bunu bir türlü söyleyemedim. Maça o şekilde çıktım. Yani ilk maçımda biraz garipti şartlar..

Maç sırasında ise golde o kadar çok bağırdım ki Tansu Polatkan “Ne yapıyorsun? Milli maç anlatmıyorsun?” diye beni uyardı..

Beşiktaş ve Fenerbahçe UEFA kupasında gerçekten zor gruplara düştüler.. İki takımımızın UEFA kupasında final söylemini gerçekçi buluyor musunuz? Ve diğer temsilcimiz Galatasaray'la beraber Avrupa’da ki şansları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Öncelikle Galatasaray’dan başlayayım. Gerçekten Avrupa denildiği zaman Galatasaray bambaşka bir futbol oynuyor. Liverpool karşılaşmasında gerçekten ikinci yarıda müthiş bir futbol oynadılar. Artık Avrupa’da belli bir seviyeye ulaşmış durumda Galatasaray.. Fenerbahçe ise artık adını Avrupa da duyurmalı, çünkü artık taraftarı da bunu istiyor.. Onca transfer Türkiye için yapılmıyor. Taraftar artık Avrupa da başarı istiyor. Beşiktaş’ın ise ne yapacağı henüz belli değil. Şu an tam olarak hazır değiller, herşey olabilir o grupta..


Milli takımdaki kadro seçimini ve Vestel Manisaspor'dan hiç oyuncu çağrılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bu Fatih Hoca’nın kendi seçimidir. Buna saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum..

Olumsuz eleştirinin her şartta yapıldığı ülkemizde bunlardan nasibini alan bir grupta siz spor spikerleri.. En çok eleştirilen noktalardan biri de spikerlerin tuttuğu takımı destekleyerek maç anlatması.. Böyle bir durum var mı ve maç anlatımında ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Eleştiri tabi ki olacak. Ama bir çok kimse orda bizim ne şekilde görev yaptığımızı tabi ki bilmiyor.Elazığ’da bir karşılaşma anlatıyorum. Altta köfteci var. Dumanı direk bana geliyor. Bir şey değil insan bazen acıkıyor.. (Gülüşmeler..)

Yine başka bir statta yağmur üstümüze yağıyordu, bizim üstümüze yağması birşey değil milyarlık makineler ıslanıyordu. İşimiz sanıldığı kadar kolay değil yani, sadece maç anlatmanın zorluklarını yaşamıyoruz.. Bu tür beklenmeyen durumlarla da mücadele ediyoruz. Beşiktaş Antalyaspor maçında 7. dakikada elektrikler kesildi. Ne yaparsınız? Bu gibi durumlarda durumu toparlayabilmek çok önemli.. Bu nokta da doğaçlama yeteneğinin önemi ortaya çıkıyor..

Öyle yerlerde maç anlatmaya çalışıyoruz ki ben yayın zamanında bir bardak su içebiliyorum. Çünkü yakında ihtiyacınızı gidereceğiniz bir yer yok. Yurtdışında ki yerlerde çeşitli kriterler uygulanmak zorunda… ama bizim ülkemizde maalesef bu böyle değil.. San Siro’da, Mestella’da karşılaşmalar anlattım. Gerçekten orda maç anlatmaktan keyif alıyorum. Burada bazı statlarımızda ki maç anlatım yerleri gerçekten çok kötü durumda.. Köpek bağlasan durmaz diyebileceğimiz yerlerde maç anlatmak zorunda kalıyoruz.. Şampiyonlar Ligi organizasyonu ise bambaşka bir organizasyon.. Gerçekten Şampiyonlar Ligi gerçekten bu işin keyfi..

Peki spikerlerin maç hakkında teknik, taktik yorumlara girmesi doğru mudur, yoksa yorum bariz pozisyonda bile seyirciye mi bırakılmalı?


*Ben kişisel olarak çok fazla girmesini doğru bulmuyorum.. Ama oyuncu değişikliklerinde de yerleri değişen oyuncuları söylemek durumundayım. Mesela bir Fenerbahçe-Bursa karşılaşmasında Uğur Boral oyuna girdiğinde Lugano oyundan çıktı. Bu noktada Ümit Özat’ın stopere geçtiğini izleyiciye anlatmam gerekir. Çünkü bazen seyirci o anda bunu göremeyebilir. Çünkü televizyondan seyretmekle stattan seyretmek çok farklı. Ben anlattığım noktada sahanın tümüne hakimim. O yüzden bunu paylaşmanın yerinde olduğunu düşünüyorum..

Peki karşılaşmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Öncelikle evimde bir arşivim var. Zaten Türkiye ligindeki oyuncuları artık tanıyorum.. Mesela Kayseri Erciyesspor’un ilk 18 ini rahatlıkla sayabilirim. Yıllardır bu işin içinde olduğumuz için oyuncuları koşuşundan dahi tanıyabiliyoruz.Ve artık teknoloji çok ilerlediği içinde şanslıyız. Eskiden bu işler çok zordu. İnternet gerçekten çok büyük bir kolaylık getiriyor. Daha önce hazırlanmamız için yurtdışından dergi gelecek, onlardan oyuncuların resimlerine bakacak, saçlarını kestirmemişse sahada tanımaya çalışacaktık.. Gerçekten çok daha zordu..

Son zamanlarda Türk futbolunda Arda, Kerim, Burak gibi ön plana çıkan gençler var.. Bu gençlerden Nihat, Emre gibi yurtdışına gönderebileceğimiz bir yıldız çıkarabilecek miyiz?

Arda olabilir diyorum şu an için.. Bir de Vestel Manisaspor da oynayan Nizamettin Çalışkan’ı da çok beğeniyorum..

Peki ülkemizde 4-5 hafta süren başarısızlıklarda Teknik Adamın gönderilmesine bir çözüm olarak bakılıyor. Barcelona'da ise Frank Riijkard , ilk göreve geldiğinde takım ligin dibine demir atmıştı. Ama başkan Laporta ona güvenip takımın arkasında durdu ve belki de efsane denilecek takım tekrar yaratıldı. Sizce bunda etkili olan nedir?

Son derece doğru bir tespit. Suçlu sadece teknik adam değil ama bizim bile bilemediğimiz bir çok durumun ortak sonucudur bu..

Futbol dışında nelere vakit ayırıyorsunuz? Özel hayatınıza vakit kalıyor mu?

3 yaşında bir oğlum var. Genelde ona vakit ayırmaya çalışıyorum. Yayınlardan ve maçlardan arta kalan zamanımı ailemle geçirmeye çalışıyorum. Tabi bu arada giderek onlara daha fazla vakit ayırmak istiyorum, çünkü artık oğlum büyüyor..

Dünya Kupasından sonra genel olarak bütün teknik adamların ve takımların içine işleyen savunma futbolu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Artık Dünya futbolunda ilk kural kesinlikle önce savunma yapmak.. Öncelikle gol yemeyeceksin, sonra nasıl olsa bir tanede olsa atar kazanırsın. Ama bir tane yersen iki atmak zorundasın.. O yüzden gidişat artık bu şekilde..

"Masal" adlı yazınızda Türk futbolunun yıllardır sorunu olan bir konuya parmak bastınız.. Türkiye'nin 4 büyük takım dışında şampiyon çıkarabileceğine inanıyor musunuz?


İnanın Vestel Manisaspor’un şampiyon olmasını çok istiyorum. Mesela ben maçlarda Anadolu takımlarının gol atmasını çok isterim, çünkü maç daha heyecanlı hale geliyor ve haliyle sizde daha coşkuyla anlatıyorsunuz…Büyük takım atsın 1,2,3,4,5 olsun böyle olunca pek zevkli olmuyor. Hem lige kalite gelmesi açısından da önemli.. Düşünün mesela dakika 70, Anadolu takımı 1-0 öne geçmiş, ev sahibi bastırıyor.. Beraberlik golü düşüncesi daha heyecanlı..
Bazen maç 2-0 olsun istemiyorum bu yüzden..

Tigana K.Erciyes karşılaşması sonrası "Henry, Guily gibi oyuncular Beşiktaş'ta ki gençlerin yaşındayken hazırdılar. Oysa bizim altyapımızdan gelen oyuncular hazır değil" dedi.. Bu tespit için neler söyleyeceksiniz?


Katılıyorum birde şu var; altyapıdan daha çok gece hayatlarından ve karakterlerinden bahsediliyor..Türkiye de ben Arda’ya bu konuda çok güveniyor ve beğeniyorum..

Birçok futbolseverin vazgeçemediği bir tutkuda Menajerlik oyunları.. Siz de bu oyunları oynuyor musunuz?

Hayır menajerlik oyunlarını pek oynamıyorum.. Ama evde Play Station’da anlatacağım takımlarla maç yapıyorum..

Teknik adam olmak için illa futbol oynamak gerektiğine inanıyor musunuz? Mourinho vs..

Bende gerekmediğine inanıyorum. Yani illa “sahanın tozunu yutacaksınız lafının gerekliliğine de inanmıyorum..

Peki Üç büyük takımımıza bakarsak Üç takımda da beklerin önünde kimsenin oynamadığını ve onların yalnız kaldığından dolayı çokça eleştirildiğini görüyoruz. (Ümit Özat, Baki, Cihan ) Ve ayrıca beklerinde çizgiye inmeyip orta sahayı geçer geçmez garip ortalar yaptıkları da görülüyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?


Çok yerinde bir tespit. Bu yüzden gerçekten de bekler eleştiriliyor. Orta yapma konusunda ise şöyle bir şey var. Türkiye de bek oyuncusu kanadından gol yendiği zaman eleştirilerin odak noktası oluyor. Sonuçta onlarda çizgiye kadar inip risk almak istemiyor.  Bu yüzden de uzak yerlerden orta yapıyorlar ve bek orta yapmış oluyor. Çizgiye kadar inmediği süreçte oyunu daha az bir alanda oynuyor ve daha az yoruluyor. Ama o noktalara gitmek istediğinde daha büyük bir alanda oynamak ve daha çok enerji harcamak zorunda.. Zaten uzak mesafeden de yaptığı bir orta da gol olursa görevini tam anlamıyla yapmış oluyor..

Türk Futbolu diye bir ekol sizce var mı?

*Maalesef böyle bir ekolümüz yok.. Gece bazen yorgun argın işim bitiyor.... Aslında uykusuzluktan gözlerim kapanıyor. Mesela İspanya’da Barcelona’nın maçı oluyor. Çok uykum olmasına rağmen keyifle izliyorum. Bizim ligde oynanan futbolla Avrupa’yı gerçekten kıyaslayamayız.. Ligimizde ki futbolun gerçekten çok düşük..

Mesela Ligimizde oynanan Ankaragücü - Trabzonspor karşılaşmasında Ankaragücü 2-1 öne geçtikten sonra Hikmet Karaman Ceyhun’u çıkartıp oyuna bir stoper aldı.. Karşılaşma 2-2 olduktan sonra ise Sol bek Petkov’u çıkartıp oyuna Victor Agali’yi aldı. Genelde bu tip maçlardan sonra Teknik Adamlar takımı için “anlamsız yere savunmaya çekildik” eleştirisini yapıyorlar.

Oyuna stoper alması da buna davetiye çıkartmıyor mu?

Peki Agali’nin ne durumda olduğunu biliyor musun? Belki onun 20 dakikalık kondisyonu var. Ceyhun’un hafta içinde ki durumu ne? Bunları bilemediğimiz için bu şekilde yorum yapmanın çok sağlıklı olmayacağını düşünüyorum..

Unutamadığınız bir maç var mı?

2000-20001 sezonunda oynanan 4-3’lük Fenerbahçe-Gaziantepspor karşılaşması.. Gerçekten müthiş bir karşılaşmaydı..

Son olarak sizden Türkiye Ligin'de oynayan oyunculardan oluşan bir karma yapmanızı istiyoruz..


Mondragon

(Servet) (Stepanov)
Önder Gökhan Zan İbrahim Toraman Hakan Balta


(Ricardinho) (Aurelio) (Hasan Şaş)
Arda Appiah Hasan Üçüncü Gökdeniz


Alex


(Gökhan Ünal)
Kezman



Bu 11'in yalnızca 30 saniye'de yapıldığını hatırlatalım. Çünkü Melih Şendil bu onbiri kısa sürede yaptığı için unutabileceği isimler olduğunu belirtti..

Röportaj: Turgay Keskin, Ferhat Bircan

FMTurkey ekibinden Crash'ın ve Arkadaşı Ferhat'ın yaptıkları bu röportaj için ekibimiz adına teşekkür ediyoruz..

- 2323 Görüntülenme - Yorumları Göster (5)

Arama

Anahtar Kelime(ler): Araştır:  

İçerik Listesi (Alfabetik)

Altan Tanrıkulu ve Mehmet Demirkol Röportajı
Yayınlanma Tarihi: Şubat 21, 2007

Melih Şendil Röportajı
Yayınlanma Tarihi: Ekim 22, 2006

Rıdvan Dilmen Röportajı
Yayınlanma Tarihi: May 9, 2006
[1]